|
|
|
|
|
|
En Çok Okunan Yazılar
 
Son Eklenen Yazılar

- YÖNETİCİ OLMAK YA DA OLMAMAK (108 kez okundu)

- HEDİYE (396 kez okundu)

- Sİ Sİ YAPMAK NE Kİ? (376 kez okundu)

- NE DESEK BOŞ (369 kez okundu)

- ANLAŞILIR VE NET OL (378 kez okundu)

- GÜNAYDIN (364 kez okundu)

- BİR DAKİKA (361 kez okundu)

- NASİHAT‪ (443 kez okundu)

- KAYBEDİLEN ZAMAN MI? (345 kez okundu)

- ZEKA KARTI (361 kez okundu)

MUTLULUĞUN FORMÜLÜNÜ BULDUM IV (SON)


Mutluluk hapı yok. Kendimizin ne olduğunu hangi değerlere sahip olduğumuzu bilmemek var. Kendimizi tanımak için sormaktan kaçındığımız sorular da var? Çalıştığımız iş yerinde beş yıl akmış gitmiş? Sevdiğimiz bir işi mi yapıyoruz? Bu işyerinde kendimizi gerçekleştirdiğimize inanıyor muyuz? Para kazanıyor muyuz? Üniversiteden mezun olalı kaç yıl oldu? Bir mesleğimiz var mı? 

Bir bankada çalışıyorsanız kullandığınız bilgisayarın faresi misiniz? Yoksa satış bölümünde size tahsisi edilen son model aracın vites kolu mu? Üretim bölümündeki pano klimasının sigortası mısınız?
Sabahları gözümüzü açtığımızda ilk karşılaştığımız eskiden aynadaki ben’di. Oysa şimdi akıllı telefonun ekranı, mutfaktaki televizyonun ekranı, trafikte sekiz saniyede bir değişen reklam panoları, şirketteki bilgisayarın ekranı, iş dönüşünde radyodaki reklamlar, eve geldiğimizde geniş ekran televizyonda dayatılan programların içindeki sanal reklamlar var. Sürekli yumruk yiyen nakavt olmaya ramak kalmış boksör gibi mesajlar beynimizde patlıyor. Dayatılan filmler, en çok okunan dergi ve kitaplar… Özgür irademizi kullandığımıza inandırır bizi. Bizim adımıza düşünen bir genel müdür, bir baba, bir başbakan, bir öğretmen, bir düzen var. 
Dayatılanı yaşıyoruz. Patron sürekli zarar ettiğini söylüyor. Kâğıt üzerindeki kâr hanelerinde dip rakamlar yalan mı söyler? Bize mutluluğumuzu sağlamak için beyaz bir koltuk, kırmızı bir masa, son model bir bilgisayar, uçan bir araba, akıllı bir telefon verdiler. Daha çok çalışacaksınız. Kâr hanesindeki rakamları artırmak için koşacaksınız.
Benim şirketim en büyük, çevreci, okullara tablet dağıtıyor, sokak çocuklarını giydiriyor. Benim şirketim senin şirketini döver. Ben de seni döverim. Nasıl aldım işi elinden? Etik değil mi? Rekabet olmazsa kendimizi nasıl geliştireceğiz. Senin aracın ne marka, hangi sitede oturuyorsun, tatile nereye gittin?
Ben çok mutluyum. Kapımda ve iş kartımda” hödö höde müdürü” yazıyor. Görev tanımımda var. Mesleğim mi? Hangi okuldan mı mezun oldum? Hatırlamıyorum. Hödö hödö uzmanıyım. Başka işyerinde böyle bir title(kimlik) yok. İK( İnsan Kaynakları) verdi bana bu kimliği. 
Mutluluk hapı yok. Dayatılan kurslar var şimdi. Üç günde dağcı ol, bir haftada heykeltıraş, iki esnemede yogi, on beş günde yazar. Kısa yoldan geçici ego tatmini olarak görüyorum. Kan şekeriniz düştüğünüzde ağzınıza attığınız kesme şeker gibi. Yıllarını vermiş dağcılarla, yazarlarla, yogilerle, heykeltıraşlarla yarışıyoruz. Edison, dahiler için der ki %1 ilhamsa %99 alın teridir.
Mutluluk hapı yok. Dayatılanı görüyoruz artık. Geçen yetmiş altı yaşındaki annem göz doktoruna gitmiş. “Sen görmüyorsun.” demiş doktor “katarak var gözünde, ameliyat şart” demiş. Beni aradı annem “Oğlum ben görüyorum, farklı bir doktora götür beni.” dedi. Gittik, çok iyi görüyormuş. Diğer doktorun verdiği tüm derecelerin altında bir gözlük reçetesi çıktı. Üstelik katarakta yok. 
Mutluluk hapı da yok. Dayatılanı değil gerçekten ne istediğimizi sorgulayacağız. Eğer kendimizi iyi tanırsak zorla katarak ameliyatı yapamazlar. Uzmanlar, siyasetçiler, eğitmenler, din adamları, patronlar “Görmüyorsunuz, biz sizin yerinize en iyi görüyoruz.” dediğinde gerçekten görmediğine inanan bir toplum olma yolundayız. İstediğimizi değil dayatılanı yaşıyoruz. Dünyayı olduğu gibi görmüyoruz.
Susanna McMahhon dediği gibi “Dünyanın size ne yaptığını kontrol edemezsiniz (ve kontrol edemediğiniz şeylerden sorumlu değilsiniz), ama dünya ile ne yaptığınızı kontrol edebilirsiniz. Kaderimizin yöneticisi, yaşamımızın yapımcısı, kendimizin mucidi olabiliriz.”


 
Telif Hakkı © TevfikCeritoglu.com